Kastamonu Tosya’da trafik kazasında sürücü kayıplara karıştı vakası, karayolu ulaşımında gece saatlerinde meydana gelen en karmaşık ve dikkat çekici asayiş olaylarından 1’i olarak kayıtlara geçmiştir. D 100 Karayolu Tosya ilçesi Çevlik Köyü mevkisinde İstanbul istikametine seyir halinde bulunan 34 FFJ 662 plakalı hafif ticari aracın kontrolden çıkarak orta refüjde yan yatması, bölgedeki ulaşımı ve güvenliği doğrudan etkilemiştir. Çevredeki vatandaşların yaptığı 112 Acil Çağrı ihbarı üzerine olay yerine hızla intikal eden EGM polis, jandarma, sağlık ve arama kurtarma ekipleri, devrilen aracın içinde ve çevresinde kimseyi bulamamıştır. Sürücünün veya muhtemel yolcuların kaza mahallini terk ederek kayıplara karışması, adli makamlar nezdinde derin bir adli soruşturma sürecinin başlatılmasına yol açmıştır.
Bir trafik kazası sonrasında direksiyon başındaki kişinin veya yolcuların olay yerinden kaçması, yanıtlanması gereken pek çok hukuki ve emniyet odaklı soruyu beraberinde getirmektedir. Sürücü kaza esnasında aldığı şiddetli darbe veya açılan hava yastıklarının etkisiyle akut şoka girerek oryantasyonunu mu kaybetmiştir, yoksa yasal sorumluluklardan kaçmak amacıyla bilinçli bir hamle mi yapmıştır? Sürücü belgesinin olmaması, alkollü araç kullanımı, araç içerisinde yasal olmayan unsurların varlığı veya aranan 1 şahıs olunması gibi etkenler bu kaçış kararının arkasındaki temel nedenler midir? Peki, olay yerinde sürücüsüz araç kazası ile karşılaşan emniyet birimleri, kaçan şahsın kimliğini hangi teknolojik imkanlarla ve kaç saat içerisinde tespit etmektedir?
Karayollarında yaşanan bu tür orta refüje devrilen araç vakaları, sadece asayiş boyutuyla kalmayıp sigorta ve tazminat hukuku açısından da büyük bir hassasiyet taşımaktadır. Kazanın ardından kasko sigortası poliçeleri sürücüsü tespit edilemeyen araçlardaki ağır maddi zararları öder mi, yoksa sigorta şirketleri ihlal maddelerini işleterek dosyayı reddeder mi? Karayolları altyapısına ve kamu malına verilen zararlar trafik sigortası kapsamında nasıl tazmin edilir? Bu kapsamlı ve rehber niteliğindeki inceleme yazısında, kaza yeri terk etme eyleminin cezai karşılıklarından olay yeri inceleme tekniklerine, sigorta haklarından kriz anında yapılması gereken hayati adımlara kadar merak edilen tüm sorular uzman analizleriyle yanıt bulmaktadır.
Kaza Mahallini Terk Etmenin Hukuki Ve Cezai Sonuçları
Karayolları Trafik Kanununun 81. maddesi emredici hükümlerine göre, herhangi bir trafik kazası eylemine karışan sürücülerin kaza yerinde durması, trafik güvenliğini sağlayıcı işaretlemeleri yapması ve kolluk kuvvetleri gelene kadar beklemesi 1 yasal zorunluluktur. Hafif maddi hasarlı kazalarda dahi anlaşma tutanağı düzenlemeden veya yetkili polis ekiplerine haber vermeden kaza mahallinden ayrılmak idari para cezası ile sürücü belgesine ceza puanı işlenmesi yaptırımını doğurur. Kazaya karışan aracın kamu malı sayılan orta refüje, çelik bariyerlere veya aydınlatma direklerine zarar vermesi hallerinde ise idari ve mali sorumluluk katlanarak artmaktadır.
Adli boyutta inceleme yapıldığında, sürücünün kaza yeri terk etme hamlesi Türk Ceza Kanunu hükümleri çerçevesinde çok daha ağır suç tanımları altına girebilmektedir. Eğer kaza neticesinde araçtaki yolcularda veya dışarıdaki 1 yayada yaralanma ya da can kaybı meydana gelmişse, kaza yerini terk etmek taksirle yaralama veya taksirle öldürme suçlarının nitelikli hali olarak kabul edilmektedir. Sürücünün yaralı haldeki 1 kimseyi çaresiz durumda bırakıp kaçması, yardım veya bildirim yükümlülüğünün ihlali suçunu oluşturarak hapis cezası istemiyle yargılanmaya zemin hazırlar. Sadece tek taraflı maddi hasar oluşan olaylarda dahi genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması ve kamu malına zarar verme iddiaları adli dosyalara girmektedir.
Hukuk uzmanlarının beyanlarına göre, Kastamonu Tosya’da trafik kazasında sürücü kayıplara karıştı vakasında olduğu gibi olay yerinden kaçan kişilerin sonradan yakalanması halinde adli makamların tutumu oldukça sertleşmektedir. Sürücünün kaza anındaki alkol veya uyuşturucu madde oranının ölçülmesini engellemek amacıyla kaçtığı yönünde hukuki 1 karineye varılabilmektedir. Bu durum, yargılama safhasında sanık lehine olan takdiri indirim sebeplerinin uygulanmaması ve ceza tayininde alt sınırdan uzaklaşılması riskini beraberinde getirmektedir. Ayrıca karayolları idaresinin refüj ve asfalt üzerinde uğradığı tüm zararlar, kaçan sürücüden yasal faiziyle tahsil edilmektedir.
EGM Ekiplerinin Kaçan Sürücüyü Bulma Teknikleri
Kaza mahallinde sürücüsü bulunamayan bir orta refüje devrilen araç ile karşılaşıldığında EGM birimleri çok yönlü ve kademeli bir teknik soruşturma prosedürünü devreye sokmaktadır. İlk aşamada aracın tescil plakası olan 34 FFJ 662 üzerinden veritabanında anlık sorgulama gerçekleştirilir. Aracın ruhsat sahibi, ikamet adresi, telefon bilgileri ve kimlik verileri saniyeler içerisinde elde edilerek şahısla doğrudan temas kurulmaya çalışılır. Ruhsat sahibine ulaşılamadığı veya aracın bir başkasına ödünç verildiğinin ifade edildiği hallerde ise saha incelemeleri derinleştirilmektedir.
Soruşturmanın en etkili teknik ayağını Plaka Tanıma Sistemi yani PTS ve MOBESE kamera kayıtlarının ayrıntılı analizi oluşturmaktadır. Kazanın meydana geldiği D 100 Karayolu güzergahındaki tüm tarama noktaları, akaryakıt istasyonları ve yol üzerindeki güvenlik kameraları saat ve dakika bazında geriye dönük olarak taranır. Aracın kaza yapmadan önceki son 50 kilometre boyunca sergilediği sürüş hareketleri, direksiyondaki kişinin fiziki özellikleri ve yanında bulunan yolcuların kimlikleri dijital netleştirme yazılımları ile belirlenmeye çalışılır. Sürücünün kaza öncesinde durakladığı bir dinlenme tesisi veya market varsa, buradaki yüksek çözünürlüklü kameralar sürücünün yüz tanıma verilerini polise sunmaktadır.
Bunun yanı sıra olay yeri inceleme ekipleri, devrilen araç içerisinde hassas kriminolojik çalışmalar yürütmektedir. Aracın direksiyon simidi, vites kolu, iç dikiz aynası, kapı kolları ve emniyet kemeri üzerinden parmak izi ile DNA örnekleri toplanmaktadır. Eğer kaza anında araç içi hava yastıkları açılmışsa, sürücünün yüz veya göğüs bölgesinden hava yastığına temas eden biyolojik kalıntılar genetik incelemeye tabi tutulur. Araçta unutulan cep telefonu, cüzdan, fatura veya özel kişisel eşyalar da kaza anında araçta bulunan şahısların kimliğini tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkarmaktadır.
Kolluk kuvvetlerinin yürüttüğü eş zamanlı bir diğer kritik çalışma ise çevredeki tüm sağlık kuruluşları ve hastanelerin acil servis kontrolüdür. Bölgedeki devlet hastaneleri, özel hastaneler ve sağlık ocakları bilgilendirilerek, trafik kazası bulgularıyla başvuran yaralı şahısların polise bildirilmesi sağlanır. Kaza anında kafa travması, emniyet kemeri izi, cam kesiği veya iç kanama riski taşıyan sürücülerin eninde sonunda bir sağlık kuruluşuna başvuracağı gerçeği, kolluk kuvvetlerinin takibinde belirleyici bir rol oynamaktadır.
Kasko Sigortası Ve Trafik Sigortasının Hasar Yaklaşımı
Maddi hasarla sonuçlanan ve kaza yeri terk etme durumu yaşanan vakalarda sigorta ve kasko süreçleri son derece çetrefilli bir hal almaktadır. Kasko sigortası genel şartları uyarınca, sigorta ettirenin veya sürücünün kaza sonrasında gerekli makul tedbirleri alması ve resmi kolluk kuvvetleri tarafından tutanak tutulmasını sağlaması mecburidir. Sürücünün aracı terk ederek olay yerinden uzaklaşması, sigorta şirketleri nezdinde alkol veya uyuşturucu madde etkisi altında sürüş yapıldığı yönünde kuvvetli bir şüphe doğurmaktadır. Bu sebeple sigorta eksperleri ve hasar denetim birimleri sürücüsüz kalan araçların dosyalarını özel incelemeye almaktadır.
Eğer araç sahibi veya sürücü kazadan sonraki ilk 24 saat içerisinde yetkili bir sağlık kuruluşundan alınmış alkol testi raporunu sunamazsa, kasko sigortası şirketleri oluşan ağır hasar bedelini ödemeyi reddetme hakkına sahiptir. Sigorta hukuku ilkelerine göre, kaza yerini terk etmek sigorta teminatını askıya alan ağır bir sözleşme ihlali olarak kabul edilmektedir. Şirketler, tazminat ödemesi yapmamak adına poliçedeki ihlal maddelerini öne sürerek hasar dosyasını kapatabilmektedir. Bu durumda araç sahibi, aracındaki tüm tamir, yedek parça ve çekici masraflarını kendi imkanlarıyla karşılamak zorunda kalmaktadır.
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yani bilinen adıyla trafik sigortası açısından bakıldığında ise süreç rücu mekanizması ile işletilmektedir. Eğer kaza esnasında kamu malına, orta refüje, bariyerlere veya üçüncü şahısların mülklerine zarar verilmişse, trafik sigortası bu zararları öncelikli olarak hak sahiplerine öder. Ancak kaza yerini terk eden sürücünün tespitiyle birlikte sigorta şirketi ödediği tüm tazminat miktarını rücu hakkını kullanarak sürücüden veya araç sahibinden yasal faiziyle tahsil eder. Dolayısıyla kaza mahallinden kaçmak, finansal açıdan büyük yıkımlara yol açmaktadır. Sürücülerin ayrıca kaza sonrası oluşan araç değer kaybı alacakları da adli incelemenin neticelenmesine bağlıdır.
Kaza Anında Yaşanan Psikolojik Şok Ve Panik Yönetimi
Bir otomobilin kontrolden çıkarak takla atması veya orta refüje devrilen araç haline gelmesi, araç içindekiler üzerinde muazzam bir fiziksel ve psikolojik travma yaratmaktadır. Kaza anında insan beyni akut stres tepkisi vererek savaş ya da kaç mekanizmasını otomatik olarak devreye sokar. Kaza sırasında yaşanan şiddetli darbe, hava yastıklarının büyük bir gürültüyle patlaması ve aracın ters dönmesi, sürücüde geçici bir algı bozukluğuna, şoka ve oryantasyon kaybına neden olmaktadır. Bu yoğun şok etkisi altında kalan bazı bireyler, mantıklı düşünme yetilerini anlık olarak kaybederek içgüdüsel bir şekilde araçtan çıkıp olay yerinden uzaklaşma eğilimi gösterebilirler.
Ancak psikolojik şok durumları bir kenara bırakıldığında, soğukkanlılığı muhafaza edip olay yerinde beklemenin hem hukuki hem de hayati açıdan tek doğru seçenek olduğu bilinmelidir. Kazadan sonra kaçmak, o an için cezadan veya sorumluluktan kurtulma hissi verse de orta ve uzun vadede durumun ağırlaşmasından başka bir sonuç doğurmaz. Sürücü belgesi olmasa dahi kaza yerinde kalıp sağlık ve emniyet ekiplerini beklemek, sonradan karşılaşılacak hapis cezası riskini ve finansal felaketleri sınırlandırmanın en güvenli yoludur. Bir trafik kazası meydana geldiğinde sürücünün yapması gereken ilk hamle, eğer fiziksel olarak imkanı varsa aracın kontağını kapatmak ve yangın riskine karşı elektrik sistemini kesmektir.
Gece Sürüşlerinde Yol Güvenliği Ve Kazaları Önleme Yolları
Şehirlerarası bölünmüş karayollarında, özellikle gece saatlerinde meydana gelen refüj kazalarının temelinde genellikle sürücü yorgunluğu ve dikkatsizlik yatmaktadır. Uzun saatler boyunca kesintisiz bir şekilde direksiyon sallayan sürücülerde mikro uyku olarak adlandırılan birkaç saniyelik kısa süreli uyku krizleri baş gösterebilmektedir. Saatte 90 kilometre hızla ilerleyen bir aracın sadece 2 saniyelik bir dalgınlık sonucunda kontrolden çıkarak orta refüjdeki beton veya çelik bariyerlere çarpması ve devrilmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.
Gece sürüşlerinde orta refüje devrilen araç riskini en aza indirmek için araç içi aktif güvenlik teknolojilerinden ve temel emniyet kurallarından azami ölçüde yararlanılmalıdır. Günümüz modern araçlarında bulunan Elektronik Stabilite Programı yani ESP, Şerit Takip Asistanı ve Sürücü Yorgunluk Tespit Sistemi gibi donanımlar bu tür kazaların önlenmesinde hayati role sahiptir. Ancak hiçbir teknolojik donanım, yorgun bir sürücünün dikkat eksikliğini tamamen ikame edemez. Sürücülerin her 2 saatte bir veya her 200 kilometrede bir mutlaka güvenli bir tesiste durarak en az 15 dakika dinlenmesi gerekmektedir.
Yol yapısı ve hava şartları da gece sürüşlerinde kaza riskini artıran ikincil etkenler arasında yer alır. Yetersiz aydınlatma, aniden yola çıkan yabani hayvanlar veya asfalt üzerindeki gizli buzlanma vakaları direksiyon hakimiyetinin kaybedilmesine yol açabilir. Bu gibi durumlarda ani ve sert direksiyon kırma hareketlerinden kaçınmak, aracı kademeli olarak yavaşlatmak refüje devrilme riskini ciddi oranda azaltmaktadır. Yasal hız sınırlarına uymak ve gece seyrinde takip mesafesini 2 katına çıkarmak güvenli bir yolculuğun temel anahtarıdır.
Görgü Tanıklarının Sorumlulukları Ve Delil Koruma Adımları
Bir karayolunda devrilmiş ve içerisinde kimsenin bulunmadığı bir orta refüje devrilen araç ile karşılaşan diğer sürücülerin ve vatandaşların üstlenmesi gereken son derece önemli vatandaşlık görevleri bulunmaktadır. Kaza yapmış bir aracı gören ilk sürücüler, ikincil kazaların yaşanmaması adına derhal kendi araçlarının dörtlü flaşörlerini yakarak yavaşlamalıdır. Kaza yapan araç orta refüjde yan yatmış durumdaysa, akan trafiğin bu engeli zamanında fark edebilmesi için kazadan en az 150 metre geriye ikaz reflektörü veya ışıklı işaretçiler yerleştirilmelidir.
Olay yerine yaklaşan görgü tanıklarının ilk yapması gereken hamle, araç içinde sıkışmış veya bilinci kapalı halde bulunan bir yaralının olup olmadığını dışarıdan kontrol etmektir. Araçta kimsenin bulunmadığı anlaşıldığı takdirde, zaman kaybetmeksizin 112 Acil Çağrı Merkezine bilgi verilmelidir. İhbar esnasında aracın plakası, bulunduğu konum, devrilme şekli ve araçta kimsenin görülmediği bilgisi kolluk kuvvetlerine net bir şekilde iletilmelidir. Vatandaşların bu duyarlı ve bilinçli yaklaşımı, adli soruşturma sürecinin hızla sonuçlanmasına ve kamu düzeninin muhafaza edilmesine doğrudan katkı sunmaktadır.












